Blog

Stratejik Yönelim

Stratejik yönelim, bir işletmenin strateji oluşturmasını etkileyen unsurları açıklayan –misyon, amaç ve hedefler ile bu hedeflere ulaşılmasını sağlayacak temel örgütsel süreç, sistem ve kültür ile ilgili– bütünsel stratejik niyeti ifade eder. Bir işletmenin rotası –başka bir deyişle niyeti– olarak tanımladığı stratejik yönelimi açıklayabilmek için üç farklı gözlükten söz edilebilir: 1) verimliliğe ulaşabilmek amacıyla temel araç olarak kullanılacak analiz, biçimlendirme ve planlamayı içeren tasarım gözlüğü, 2) ölçek ekonomisi ve maliyet verimliliği stratejileri aracılığıyla rekabet etmeyi sağlayacak örgütsel öğrenme ve küçük ve aşamalı adımlarla uyumu içeren deneyim gözlüğü ve 3) işin yapılış biçimini değiştirme aracı olarak yenilikçiliği içeren fikir gözlüğü. Bu noktada, bir işletmenin sözü edilen üç gözlükten yalnızca herhangi birini kullanmaktan çok her bir gözlükten belirli bir ölçüde yararlandığını ifade etmek gerekir.

Sözü edilen gözlük yaklaşımı pek çok araştırmada kullanılmıştır. Örneğin, bilimsel bir çalışmada, bir ekseninde sürekli uyum ve devrimsel değişimin diğer ekseninde proaktif ve reaktif yaklaşımın bulunduğu bir stratejik değişim matris yapısı içerisinde işletmelerin zaman içerisindeki nasıl hareket ettikleri incelemiştir. Bu açıdan incelendiğinde, devrimsel değişim ve proaktif yaklaşımın özünü oluşturduğu stratejik yönelim fikir gözlüğüyle, sürekli uyum ve reaktif yaklaşımın özünü oluşturduğu stratejik yönelim tasarım gözlüğü ile özdeşleştirilebilir. Benzer bir yaklaşım, işletmelerin kural yıkıcı, kural yapıcı ve kural uyucu olarak sınıflandığı başka bir çalışma tarafından da desteklenmektedir. Bu bakış açısıyla, yenilikçi ve radikal olarak kural yıkıcı işletmeler fikir gözlüğünü, diğerlerinden kavramları kopyalayarak fiyatları düşüren veya rakiplerinden daha üstün kaliteli hizmetler sunan kural uyucu olarak tanımlanabilecek işletmeler ise tasarım gözlüğünü kullanmaktadırlar. Stratejik yönetim yazınında önemli bir yer oluşturan farklılaştırma stratejisi ile bir çalışmada yer alan atılgan strateji ile ilgili görüşleri de benzer bir bakış açısıyla değerlendirilebilir. Benzersiz ürün ve hizmetler sunmaya yönelik farklılaştırma stratejisi ya da proaktif dışsal yönelimle karakterize edilebilecek atılgan bir strateji izleyen işletmelerin fikir gözlüğünden yararlandığı açıktır.

Girişimci örgütler, stratejiyi durağan, sıralı ve mekanik bir bakış açısından çok dinamik ve organik bir bakış açısı ile değerlendirirler. Sözü edilen organik bakış açısı, sürekli öğrenmeyi, amaç, yapı, eylem, sistem, süreç, politika ve kaynak birleşiminin uyumlaştırılmasını, karmaşık, bağlantılı, belirsiz ve sürekli değişen bir çevrede strateji oluşturmayı içerir. Bu yaklaşım, stratejiyi devamlı bir süreç olmaktan çok, bir duruş, bir plan olarak tanımlayan ve strateji, yapı, davranış ve performansı ilişkilendiren kaynak temelli görüş ile doğrusal bir yaklaşım içerisindeki geleneksel mekanik bakış açısının ilerisine geçer.

Stratejik yönelim kavramı, başka çalışmalarda da incelenmiş ve bir ucunda “emanetçi” (trustee)/geleneksel, diğer ucunda destekçi “promoter”/girişimci davranış biçimlerinin olduğu bir düzlem olarak da kavramsallaştırılmıştır. Yukarıda sözü edilen çalışmalar bağlamında stratejik yönelim düzlemi aşağıdaki gibi resmedilebilir:

Görüldüğü gibi, bir örgütün sahip olduğu stratejik yönelim ve gerçekleştirdiği stratejik yönetim uygulamaları, örgüt içerisindeki girişimci davranışları etkiler. Örneğin, yeni kurulan işletmelerde gerçekleştirilen eylemler, fırsat odaklı olmasına karşın, büyük ölçekli işletmelerde gerçekleştirilen eylemler, mevcut durumu sürdürme odaklıdır. Fikir gözlüğü ile bakılacak olursa, destekçi bir stratejik yönelimin gelecekte arzulanan ve uygulanabilir bir durum olarak tanımlanabilecek fırsat odaklı olduğu, bu yönelime sahip işletmelerin diğerlerinin ayırt etmekte başarılı olamadığı gelecekle ilgili olasılıkları göz önüne getirebildikleri ve stratejilerini buna göre belirledikleri ileri sürülebilir. Diğer yandan, fırsatların mevcut kaynaklarla ne derece etkin bir biçimde kullanılabileceği ise emanetçi bir stratejik yönelime sahip işletmelerin sorunudur. Bu noktada, fırsatların ortaya çıkarılmasının yenilikçi olmayı gerektirmediğini, diğer yandan ortaya çıkan fırsatların eski fikirlerin ve geleneksel üretim süreçlerinin az da olsa yaratıcı bir karışımını içerdiğini vurgulamak gerekir. Bu nedenle, çalışmamız açısından esas alınan destekçi stratejik yönelime sahip işletmelerin stratejilerinin mevcut işletme faaliyetlerinin ilerisinde olduğu söylenebilir.

 

Yrd. Doç. Gültekin Altuntaş

İstanbul Üniversitesi - Lojistik Yüksekokulu