Blog

Kaynak Yönelimi

Geleneksel yaklaşımla bakıldığında, girişimcilik kaynaklarının edinimine odaklanmıştır. Tanımı gereği girişimciden söz edebilmek için yenilikçi olmak, başka bir deyişle, yeni kaynaklar oluşturmak/elde etmek veya mevcut kaynakların benzersiz bir bileşimini oluşturmak gerekir. Benzer biçimde, yeni bir işletme kurmak, mevcut bir işletmeyi büyütmek ya da bir örgütün girişimcilik yeteneğini sınırlamamak amacıyla kaynak gerektiği ileri sürülebilir. Sözü edilen bu yaklaşımların temelinde kaynak sahipliğinin girişimci davranışı ve finansal performansı teşvik etmesi gerektiği düşüncesi yatar.

İşletmenin sahip olabileceği kaynaklar gerek yöntem, pazar, teknoloji ile ilintili biçiminde bilgi temelli gerekse varlık temelli olabilir. Fiziksel varlıklarla karşılaştırıldığında, sosyal açıdan karmaşık, nadir bulunabilen, rakiplerce zor anlaşılabilen, kopyalanabilecek ya da ikame edilebilecek bilgi temelli kaynakların rekabet avantajına katkıda bulunması daha büyük bir olasılığa sahiptir. Girişimcilik açısından en önemli bilgi de değerinin altında bulunan kaynakların bulunması ve bu kaynaklardan yararlanılması ile ilintili bilgidir. Bu noktada önemli olan, yalnızca kaynakların kontrolünü elde etmek değil, kaynakların fırsatlara adanması ile ilgili stratejilerin de girişimciliği geliştirilebileceğini ya da engelleyebileceğini unutmamaktır. Sonuçta, girişimci yönetim biçimi, az şeyle çok iş başarmayı öğrenmekle ilgilidir.

Diğer yandan, kaynak biriktirmek, örgütün esnekliğine zarar vererek, yenilikçi kaynak bileşimlerinin araştırılmasına yönelik çabaları sınırlar. Bu nedenle, girişimcilerin büyük bir çoğunluğu, sıklıkla kaynakları borç almayı, kiralamayı veya taşerona havale etmeyi tercih ederek pazara, enformasyona, teknolojiye veya yenilikçilik ve örgütsel girişimcilik stratejileri için önem kazanan kaynaklara erişmek amacıyla stratejik ittifak veya şebeke organizasyon yapılarını kullanmaktadırlar. Çünkü destekçi stratejik yönelime sahip işletmeler açısından önemli olan, –emanetçi stratejik yönelime sahip işletmelerin aksine mevcut kaynakları verimli kullanmaktan çok– gerektiğinde uzmanlaşmaya, esnekliklerini korumaya ve demode olma riskine karşı önlem almaya izin veren kaynak kullanım becerisinin geliştirilmesi ve başkalarının finansal, entelektüel ve politik sermayelerinin kullanılmasıdır.

Bu noktada, destekçi stratejik yönelime sahip bir örgütün kaynak adama sürecinin aşamalı ve her bir aşamada gerçekleştirilen kaynak aktarımının en az düzeyde olduğu vurgulanmalıdır. Çünkü yatırım beklentilerin altında bir performans gösterirse, yatırım süreci durdurularak karşılaşılacak zarar, en az düzeye çekilebilir. Ayrıca, geçici kullanım/gerekli kaynakların kiralanması sözü edilen örgütlerin esnekliğini arttırarak gerek duyulduğunda yön değiştirmesine izin verir. Diğer yandan, emanetçi stratejik yönelime sahip işletmelerde yatırımın tümü dikkatli bir analizin ardından büyük ölçekte ve en başta yapıldığından karşılaşılacak kayıplar daha yüksektir. Ayrıca, gerekli kaynakların hemen ve geri dönülemez biçimde kullanılması, gelecekte ortaya çıkacak fırsatların sınırlanmasına ve genel üretim maliyetlerinin yükselmesine neden olur. Ek olarak, kaynakların bu şekilde biriktirilmesi örgüt üzerinde maliyetleri yükseltecek biçimde bir baskıya yol açarak kaynak paylaştırma, biçimsel planlama ve ödüllendirme gibi belirli bir takım sistemlerin kurulması ve bireysel yönetici riski ve yönetsel devir hızını düşürme çabaları ile sonuçlanır.

 

Yrd. Doç. Gültekin Altuntaş

İstanbul Üniversitesi - Lojistik Yüksekokulu